GRE SIPİ Mİ? YOK ARTIK!

dai_ve_yanda_lari_til_ebyad_koylerinden_kaciyor_h6434

“Tel Abyat”‘ı ne ara “Gre spi” yaptınız yahu?

Yazıklar olsun böyle zihniyetinize.
Ayn el Arabı Companiden esinlenerek Kobani diye uydurma bir ismi medya ve 6-8 ekim baskısı ile kabul ettirdiniz yetmedi şimdi de bu mu?

Anlaşılan Kendisine yapılanların aynısını gücü eline alan herkes aynı şeyi yapıyor.
yahu hakikaten kendiniz bile içten içe gülmüyor musunuz bu hale?
Gece yatarken yarın Şu Arapça Şehir ve köy isimlerine hangi kürtçe ismi uydursak diyemi düşünülüyor.

Mevcut siyasi uzantılar, Medya ve örgüt bir isim koyuyor hemen ardından yardakçılarda aynı ismi kullanmaya başlıyorlar. Tel Abyat’ın Türkiye tarafını Türk hegomonyası 90 yılda Akçakaleleştiremedi. Halen yöre halkı oraya Tel Abyat(Ak Tepe) derken Orayı işgal eden sözüm ona özgürleştiren PYD/YPG güçleri ve bunların Türkiyedeki Siyaset ve medya ayakları iki günde Gre Sıpi yapmaya çalıştılar. Bunları takip eden koyun, kuzu sempatizanları da sorgusuz sualsiz bu şekilde dile getiriyorlar.

Hani siz ırkçı değildiniz? Hani Halkların geleceğini Büyük insanlık ile kuracaktınız?
İşgal ettiğiniz ve etmek istediğiniz yerlerin ismini bu şekilde değiştirerek mi göstereceksiniz halkların kardeşliğini?

Lanet gelsin sizin zihniyetinizede, iki yüzlü mağdur rolü oynayan siyasetinize de.
Nerde ölü bir şehir varsa leş Kargaları gibi üstüne konun sonra da biz orayı kanımızla aldık diyin. Özgürleştirdik diyin. Asıl yapılan tam aksine yerli Arapları ordan sürmekten başka birşey değildir.

Mağdurumda mağdurum diye ağlaya ağlaya Arapların şehirlerini işgal edin sonrada yine mağduru siz oynayın. bu nasıl iş yahu?

Tüm örgütler birbirinden beter.
Hangisi desteklenebilirki?
Birine karşı olmak da diğerini desteklemek manasına gelmiyor. bunu da artık herkesin anlaması lazım.

Tel Abyat Halkının Işıdden kurtulsun Pyd nin eline geçsin demek ölümlerden ölüm beğendirmektir başka bir şey değildir.

Haticeye değil neticeye baktığımız zaman iyi kötü bir esad rejimi vardı.
şimdi Suriyenin kuzeyindeki Araplar Kendi yurtlarında garip, başka diyarlarda parya oldu, Ettirildi…

 

Doğumumdan ilkokul ikinci sınafa kadar kavak ağaçlarıyla kaplı, Türkçe adı Kavaklı Arapça Adı Hawrtallo olan Batman Kozluğa bağlı bir mahallede büyüdüm. Mahalle diyorum ama aslında resmi olarak mahalleydi. Belediyeleri sadece seçim zamanı görürdük. Kozluk merkezden 10 km kadar uzakta, batman yolunda, kahveci denen mevkiye yakın bir yerdi burası. El Cezire'nin en kuzeyi, Güneydoğu Torosları’nın en güney eteklerinde, yemyeşil ağaçlarla dolu, yumuşak düz bir vadiydi burası. Cemre ilk defa suya düştüğü gün olan 27 şubat 1986 da Kavak ağaçlarıyla kaplı köyün elma ve Kaysı ağaçlarıyla süslenmiş, alt katı taş, üstü katı kerpiçten yapılmış iki katlı evimizin küçük odasında doğurdu beni annem. Üç eşli hacı SADIK adındaki babamın 21 çocuğunun 21. Evladı olarak doğdum. Dedem SEVDO’nun 27 erkek torununun en küçüğü olarak geldim dünyaya. 27 “erkek” diyorum çünkü kadın kuzenlerimi tanımıyorum. Kaç tane var bilmiyorum. İlkokulu Evimizin aşağısında bulunan “Ayn lel nıse” yani kadın çeşmesi denilen yerde, bir tarafı yemyeşil ağaçlara ve ormanlara bakan, diğer tarafı ise kafa’l Gırre denilen (tepenin ardı) kurak bir vadiye bakan hayatı tezatlarıyla bize gösteren bir okul olan Kavaklı İlköğretim okulunda okudum. İlkokul 2. Sınıftan itibaren bölgedeki pkk olaylarından ötürü Mahallemize Öğretmen gelmeyince tüm mahalledeki eğitim gören öğrenciler okulu bırakmak zorunda kalmıştı. Bir sene ara verdikten sonra öğretmen gelmeyince Hazo merkeze (Kozluk) gitmek zorunda kaldık. O günden itibaren lise sona kadarki eğitim hayatım Xerzanın en hoyrat kentlerinden olan Hazo’nun; Yazı sıcak, Kışı İnsanın yüzüne tokat atar gibi vuran meşhur "Deştıke Derne" denen soğuk kuzey rüzgarlarıyla boğuşmakla geçti. Yazları Arapça adı Ayn Gıbıre (Büyük Çeşme) denen Çaya girip serinlerdik, Pisyar denen ve garzanın soğuk suyunu ile kuzeydeki Musi ve Bello aşiretlerinden olan Akrabalarımızın sıcak selamını getiren nehirde balık avlardık. İlk platonik aşklarımı Hazoda yaşadım. Ne Sevdiğimi söyleyebildim ne de unutabildim. Bazen Hazo Kalesi’ne çıkar tüm Kozluk’u ayaklarımın altına alırdım. İsmi bile halkına yabancı, anlamsız sözcüklerle tarihinden uzaklaştırılmış bu düzenin adını. İlk ve Orta okulu İsmi Arapça olan fakat Arapları hain, Kürtleri Bölücü gösteren bilgileri öğreten “Hürriyet” ilköğretim okulunda, Liseyi ise Kozluk Lisesi’nde okudum. İlk okul ve ortaokul yıllarında Geceleri Asker-PKK Çatışmaları iki üç günde bir yaşanırdı. Sabah oldu mu hiç bir şey olmamış gibi okula gider, Okulun kurşundan tarumar olmuş haliyle eğitime devam ederdik. 2004 yılında liseden mezun olunca ailenin bir kısmıyla birlikte; "Halid Bin Velid" lerin Şehid düştükleri, "Tetere Badik" gibi Devlete isyan edenlerin doğduğu, yiğidin harman olduğu, Toprağı yiğit, yiğidi toprak kokan yerden, Denizin, Kumun, güneşin, ahenkle dans ettiği değil, taşın, ayazın, toprağın tezekle halay çektiği yerden Roma ve Osmanlı gibi tarihin en büyük devletlerine başkentlik yapmış olan İstanbul'a gelip yerleştik. Ve 2006 yılında yine Osmanlıya Başkentlik yapmış Edirne de eğitim gördüm. Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği Selimiye Camisi Manzarasını gören bir evde biri Ataist, biri kafası karışık, biride Sosyalist olan 3 arkadaşla birlikte 4 kişi aynı evde kaldık. Çocukluğumda Evimizin penceresinden babamların 1954 te Hawrtalo ya (Kavaklı) gelmeden önce yaşadıkları köy olan Daregözin'e (Cevizlik mah.) bakar, Daregözin köyünün üstündeki Mereto Dağı'nın ak düşmüş saçlarının ardındaki ecdadımın mazisine dalar, Ecdadımın şimdiye kadar neler yaşadığını hayal ederdim. Modern oyuncaklarımız olmamıştı hiç. Çamurdan pasta, Ayakkabıdan Araba, Ayakkabı altı yumuşak lastiklerden sapanlar yapar, traktörle sürülmüş tarlada şehirler kurardık. Geçmişe dair En çok; Güneşli günlerde yağan yağmurdan sonra çıkan Gök kuşağının altına girebilmek veyahut en azından gök kuşağının ucunu yakalayabilmek için saatlerce arazi, taş, tepe demeden gök kuşağını kovaladığımız günleri özlerim. Çocukluğumun geçtiği yerleri geride bırakmayla tarihin yüzümüze güldüğü dönemleri de geride bırakmıştım. Ve artık yirmili yaşlar, Osmanlı’nın Bizans’a can çektirdiği, İstanbul'un etrafını kuşattığı, Haçlılarla savaştığı tarihi olaylara ve savaşlara tanıklık eden, Osmanlı’nın hızla yükseldiği dönemlere şahitlik eden, Osmanlı devlet yönetiminin ilk dönemlerine ev sahipliği yapmış bir kent olan Edirne de geçti üniversiteli yıllar. Babam 1927 tarihinde Türkiye devleti’ nin henüz yeni yeni kurulduğu, şekillendirildiği tarihte doğmuş, Dünyada ekonomik buhranların yaşandığı, Almanya'nın silahlanma yarışına girdiği, ikinci dünya savaşının yaşandığı dönemde çocukluğunu geçirmişti. 600 Xerzan aşiretinden biri olan Ve Sarmi kolundan gelen Beyt Nasö aşiretinin en yaşlısı, yaşlı olmasına rağmen hafızasını taze tutmayı başarmış biriydi. Henüz 12-13 yaşlarındayken kendisine “Biz nereden geldik” sorusunu sormam ile başladı tarihimizi araştırma serüvenim. O anlattıkça ben not almıştım. Her biri birer tarihi belge niteliği taşıyordu söyledikleri. Aşiretimizin Şeceresini bile yazmayı başarmıştım. Bütün bu silsile tesadüf olamazdı herhalde. Tarihin başlangıcı Mezopotamya da ve El Cezire de doğmuş, daha sonra tarihin en şaşalı dönemlerine tanıklık etmiş Küçük Asya ile Avrupayı birleştiren Kente yerleşmiş, ardından da Osmanlı'nın Kuruluşuna tanıklık etmiş kentte tahsil hayatımı geçirmiştim. Dünyanın en fantastik bir noktası olan ve tarihteki en önemli iki kıtanın arasında yıllarca yolculuk etmiştim.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com