BİZ ARABIZ BEYİM

BİZ ARABIZ BEYİM

Bizim acılarımız var.
İçimizi yakıyor Haçlıların yaktığı İskenderiye kütüphanesinin yangını, Musuldaki katliam, Fellucedeki tecavüzler,

Kalbimizde Filistinin utanç duvarları.

Rakkada bir yandan Işid öbür yandan PYD vede bilmem kaç ülkenin koalisyon gücü ile vuruluyoruz, kimse duymuyor.

Suriye’de üzerimize camiler çöküyor.
Mısırda Zindan, Libyada Zulüm, Irakta Ölüm,

Umutlarımız tutuklu Kudüsün çocukları gibi.

İncirlik’ten üstümüze bomba yağıyor.
Tahran ve Riyad Mezhep kavgasına tutuşuyor.
Arapları ve Müslümanları yakıyor.
Artık yağmur değil Bombalar yağıyor evlerimize.

Bizim hayal kırıklıklarımız var Beyim.
Yüreğimiz abluka içinde Gazze gibi.
İnancımız ve Araplığımız sabıkalı ve haşhaşlı.

Birlik olamıyoruz beyim.
Toprağımıza ekildi bir kere Mezhepçiliğin fitne fesat tohumları.
Üzerimizde Cemal Abdülnasır’ın Hürriyet ve bağımsızlık için İsrail’e fırlattığı bombaların ağırlığı.

Bağdat gibi bir diyarımız da yok artık.
Gözden, Kulaktan, Sözden Irak.

Yemen illerine giden de, gören de yok.
İçinde İç savaşlar, Hergün yağıyor bombalar.
Yemen’in hali yaman, Libya bize Fizan.

Bizim yangınlarımız var beyim.
Çok şeritli yollar, geniş köprüler.
Doğalgaz ve Petrol Anlaşmaları.
Adımlardan uzak, çok büyük nutuklar.

Acılarımız var diyorum beyim.
Onurumuz, Tarihimiz, Kültürümüz, Canlarımız gidiyor beyim.

Siraç Hamarat

29.03.2017

 

 28-foto-muhabirinin-gozunden-suriye-savasi,oCdTKYk210SKX9E3OsZuOg
Doğumumdan ilkokul ikinci sınafa kadar kavak ağaçlarıyla kaplı, Türkçe adı Kavaklı Arapça Adı Hawrtallo olan Batman Kozluğa bağlı bir mahallede büyüdüm. Mahalle diyorum ama aslında resmi olarak mahalleydi. Belediyeleri sadece seçim zamanı görürdük. Kozluk merkezden 10 km kadar uzakta, batman yolunda, kahveci denen mevkiye yakın bir yerdi burası. El Cezire'nin en kuzeyi, Güneydoğu Torosları’nın en güney eteklerinde, yemyeşil ağaçlarla dolu, yumuşak düz bir vadiydi burası. Cemre ilk defa suya düştüğü gün olan 27 şubat 1986 da Kavak ağaçlarıyla kaplı köyün elma ve Kaysı ağaçlarıyla süslenmiş, alt katı taş, üstü katı kerpiçten yapılmış iki katlı evimizin küçük odasında doğurdu beni annem. Üç eşli hacı SADIK adındaki babamın 21 çocuğunun 21. Evladı olarak doğdum. Dedem SEVDO’nun 27 erkek torununun en küçüğü olarak geldim dünyaya. 27 “erkek” diyorum çünkü kadın kuzenlerimi tanımıyorum. Kaç tane var bilmiyorum. İlkokulu Evimizin aşağısında bulunan “Ayn lel nıse” yani kadın çeşmesi denilen yerde, bir tarafı yemyeşil ağaçlara ve ormanlara bakan, diğer tarafı ise kafa’l Gırre denilen (tepenin ardı) kurak bir vadiye bakan hayatı tezatlarıyla bize gösteren bir okul olan Kavaklı İlköğretim okulunda okudum. İlkokul 2. Sınıftan itibaren bölgedeki pkk olaylarından ötürü Mahallemize Öğretmen gelmeyince tüm mahalledeki eğitim gören öğrenciler okulu bırakmak zorunda kalmıştı. Bir sene ara verdikten sonra öğretmen gelmeyince Hazo merkeze (Kozluk) gitmek zorunda kaldık. O günden itibaren lise sona kadarki eğitim hayatım Xerzanın en hoyrat kentlerinden olan Hazo’nun; Yazı sıcak, Kışı İnsanın yüzüne tokat atar gibi vuran meşhur "Deştıke Derne" denen soğuk kuzey rüzgarlarıyla boğuşmakla geçti. Yazları Arapça adı Ayn Gıbıre (Büyük Çeşme) denen Çaya girip serinlerdik, Pisyar denen ve garzanın soğuk suyunu ile kuzeydeki Musi ve Bello aşiretlerinden olan Akrabalarımızın sıcak selamını getiren nehirde balık avlardık. İlk platonik aşklarımı Hazoda yaşadım. Ne Sevdiğimi söyleyebildim ne de unutabildim. Bazen Hazo Kalesi’ne çıkar tüm Kozluk’u ayaklarımın altına alırdım. İsmi bile halkına yabancı, anlamsız sözcüklerle tarihinden uzaklaştırılmış bu düzenin adını. İlk ve Orta okulu İsmi Arapça olan fakat Arapları hain, Kürtleri Bölücü gösteren bilgileri öğreten “Hürriyet” ilköğretim okulunda, Liseyi ise Kozluk Lisesi’nde okudum. İlk okul ve ortaokul yıllarında Geceleri Asker-PKK Çatışmaları iki üç günde bir yaşanırdı. Sabah oldu mu hiç bir şey olmamış gibi okula gider, Okulun kurşundan tarumar olmuş haliyle eğitime devam ederdik. 2004 yılında liseden mezun olunca ailenin bir kısmıyla birlikte; "Halid Bin Velid" lerin Şehid düştükleri, "Tetere Badik" gibi Devlete isyan edenlerin doğduğu, yiğidin harman olduğu, Toprağı yiğit, yiğidi toprak kokan yerden, Denizin, Kumun, güneşin, ahenkle dans ettiği değil, taşın, ayazın, toprağın tezekle halay çektiği yerden Roma ve Osmanlı gibi tarihin en büyük devletlerine başkentlik yapmış olan İstanbul'a gelip yerleştik. Ve 2006 yılında yine Osmanlıya Başkentlik yapmış Edirne de eğitim gördüm. Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği Selimiye Camisi Manzarasını gören bir evde biri Ataist, biri kafası karışık, biride Sosyalist olan 3 arkadaşla birlikte 4 kişi aynı evde kaldık. Çocukluğumda Evimizin penceresinden babamların 1954 te Hawrtalo ya (Kavaklı) gelmeden önce yaşadıkları köy olan Daregözin'e (Cevizlik mah.) bakar, Daregözin köyünün üstündeki Mereto Dağı'nın ak düşmüş saçlarının ardındaki ecdadımın mazisine dalar, Ecdadımın şimdiye kadar neler yaşadığını hayal ederdim. Modern oyuncaklarımız olmamıştı hiç. Çamurdan pasta, Ayakkabıdan Araba, Ayakkabı altı yumuşak lastiklerden sapanlar yapar, traktörle sürülmüş tarlada şehirler kurardık. Geçmişe dair En çok; Güneşli günlerde yağan yağmurdan sonra çıkan Gök kuşağının altına girebilmek veyahut en azından gök kuşağının ucunu yakalayabilmek için saatlerce arazi, taş, tepe demeden gök kuşağını kovaladığımız günleri özlerim. Çocukluğumun geçtiği yerleri geride bırakmayla tarihin yüzümüze güldüğü dönemleri de geride bırakmıştım. Ve artık yirmili yaşlar, Osmanlı’nın Bizans’a can çektirdiği, İstanbul'un etrafını kuşattığı, Haçlılarla savaştığı tarihi olaylara ve savaşlara tanıklık eden, Osmanlı’nın hızla yükseldiği dönemlere şahitlik eden, Osmanlı devlet yönetiminin ilk dönemlerine ev sahipliği yapmış bir kent olan Edirne de geçti üniversiteli yıllar. Babam 1927 tarihinde Türkiye devleti’ nin henüz yeni yeni kurulduğu, şekillendirildiği tarihte doğmuş, Dünyada ekonomik buhranların yaşandığı, Almanya'nın silahlanma yarışına girdiği, ikinci dünya savaşının yaşandığı dönemde çocukluğunu geçirmişti. 600 Xerzan aşiretinden biri olan Ve Sarmi kolundan gelen Beyt Nasö aşiretinin en yaşlısı, yaşlı olmasına rağmen hafızasını taze tutmayı başarmış biriydi. Henüz 12-13 yaşlarındayken kendisine “Biz nereden geldik” sorusunu sormam ile başladı tarihimizi araştırma serüvenim. O anlattıkça ben not almıştım. Her biri birer tarihi belge niteliği taşıyordu söyledikleri. Aşiretimizin Şeceresini bile yazmayı başarmıştım. Bütün bu silsile tesadüf olamazdı herhalde. Tarihin başlangıcı Mezopotamya da ve El Cezire de doğmuş, daha sonra tarihin en şaşalı dönemlerine tanıklık etmiş Küçük Asya ile Avrupayı birleştiren Kente yerleşmiş, ardından da Osmanlı'nın Kuruluşuna tanıklık etmiş kentte tahsil hayatımı geçirmiştim. Dünyanın en fantastik bir noktası olan ve tarihteki en önemli iki kıtanın arasında yıllarca yolculuk etmiştim.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com